Dil Çalışmalarım

Ana Sayfa >>

Kişisel Bilgiler >>
    Özgeçmiş
    Bilimsel Yayınlar
    Atıflar
    Tasarılar (Projeler)
    Bilimsel Sunuştaylar
    Yönetilen Tezler
    Dersler
    Görevler
    Diğer Yayınlar
    Dil Çalışmalarım
    İletişim

Fizik/Fizik Eğitimi >>
    Fizik Deneyleri
    Kavram Yanılgıları
    Bilimciler
    Nobel Fizik Ödülleri
    Öğeler Çizelgesi
    Biliyor Muydunuz?

Duyurular >>

Diğer >>
    Bilgisayar
    Bilgi Yarışması
    Sormacalar
    Yararlı Bilgiler
    Güncel Bilgiler



Dil Yazılarım

EKLERİN KÖKENİ - 16.06.2016
Dr. Hasan Şahin KIZILCIK

Türkçenin varsıl sözcük köklerine gelen ekler de sözcükler gibi birer kökenlemeye sahiptir. Türkçede eklerin oluşmasında iki ayrı yol vardır. Bunlardan biri bağımsız sözcüklerin ekleşmesidir. Buna göre, başlangıçta ekler ayrı birer sözcük idi. Daha sonra sık kullanılan kalıp biçimini alan sözcük dizileri zamanla ekleşti. Günümüzde ekleşme sürecini tamamlayamamış kalıplar bulunmaktadır. Bileşik eylemler (yazadurmak, bakakalmak, görebilmek, gidivermek, vb.) bunların en belirgin örneğidir. Bu süreci tamamlamış olanların ise eski biçimleri çoğunlukla unutulmuştur. Bu ekleşme sürecine örnek verelim:

Türkçede “bağ kurmak, abğlamak” anlamına gelen “il-” kökünden türeyen “ile” sözcüğünün ekleşmesi buna örnektir. Günümüzde ayrı bir sözcük olarak da kullanılan bu “ile”, sözcükle birleşerek “sarı ile > sarıyla” veya “taş ile > taşla” biçiminde söylenmektedir. Belki de en belirgin örneklerden biri de budur. Benzer durum “ise” (-sA eki), “idi” (-dI eki), “imiş” (-mIş eki) gibi ekeylemlerde de görülür. Ayrı birer sözcük iken sözcükle kaynaşmışlardır.

Bilindik bir örnek olarak +dUr eki (öyledir, böyledir, şudur, budur vb.) alınabilir. Eski Anadolu Türkçesinde, Oğuz Türkçesinden kalma bir yapıdır, “AD + durur” biçimindedir: “gözüm durur > gözümdür”. Sürekli /r/ sesi etkisiyle erime gerçekleşmiş ve kaynamıştır. Diğer Türkçelerde halen böyle geçer. Ayrıca Muğla ağzında eylemlere gelerek şimdiki zaman anlamı vererek "gelip durum, gelip durun, gelipdur, gelipduruk, gelipdurunuz, gelipdurlar" kullanımı bugün de vardır. Diğer bir örnek de -iyor ekidir: düşeyazmak, geledurmak vb. bileşik eylemlerdeki gibi, bu kez eylemi yorı- (yürümek) eylemiyle bileştiriyoruz: gele yorırım > geliyorum. Tarsus ağzında yorı- eyleminin bugünkü yürü- biçiminden ekleşmiş durumdadır: gele yürürüm > geliyürüm.

İlginç bir örnek olarak da olumsuzluk eki -ma-/-me- örnek verilebilir: Olumsuzluk eki de tıpkı deminkiler gibi oluşmuş, yani kurallı bileşik eylemden türemiştir. Örneğin; "gelmedi" < Eski Türkçede "kelmedi" < Ana Türkçede "kelim edi"... Burada e- diye bir eylem bulunuyor, "olmaksızın olmak / gerçekleşmek" anlamındadır ve Tunguzcada, Çuvaşçada ve bazı Sibirya Türkçelerinde bugün bile bulunur. Eyleme ad yapan mastar eki -m gelip e- eyleminin çekimiyle oluşmuş. Vurgunun da -ma- ekinden önceki heceye kaymasının nedeni de (+dur ve -iyor eklerinde olduğu gibi), "kelim edi" gibi söz öbeklerinde vurgunun yüklemden önceki sözcükte olmasındandır. Günümüzde Türkiye Türkçesinde “e-” eylemi tembih sözü olarak “e mi?” biçiminde kullanılmaktadır.

Bir başka örnek olarak, Türkçede u- (bilmek, yeterli olmak) eylemi de yeterlik anlamı katmak için eylemlerle birleştirilmiştir. Örneğin; “ol-a-bilir” veya “ol-a-maz”, sözcüklerindeki “-a-“ olarak ortada verilen bölüm, u- eyleminin biçim değiştirmişidir. Eyleme gelen kişi ekleri de buna örnek verilebilir. Erken eski Türkçe döneminde bu ekler ayrık sözcüklerdi: Men keldi men (ben geldim); ölteçi sen (öleceksin), gibi... Daha sonra sözcüğe kaynaşmışlardır.

Şiş-man, koca-man, az-man, sök-men, seğ-men, Köle-men, Türk-men” gibi sözcüklerdeki “-mAn” ekinin kişi anlamı vermesi, “-daş” ekinin “-da” kalma durumu ekiyle “eş” sözcüğünden gelme olasılığı (arkadaş < ar-ka-da+eş) bu ek türeme yoluna örnek gösterilebilir. İkinci bir yol olarak, bazı eklerin iki ekin birleşmesiyle doğduğu söylenebilir. Bu durum, Türkçedeki “-sAl” ve “-sIl” eklerinde görülür. Burada “-sI” ve “-al, -ıl” eklerinin birleşmesi söz konusudur. Buna en bilinen örnekler olan “kumsal” (kum-su: kum gibi + al) ve “yoksul” (yok-su: yok gibi + Il) sözcükleri örnek verilebilir. Benzer durum, “-cIl” ekinde (balık-çı-l), “-dAn” çıkma durum ekinde (-dA kalma durum eki + -In araç durumu eki) bu yola örnek verilebilir.

Özetle; Türkçedeki eklerin önceden ayrı birer sözcük olduğunu ve bunların sıkça kullanılanlarının zamanla kaynaşarak ekleştiğini söylemek yanlış olmaz. Benzer durum başka diller için de sınırlı olarak geçerlidir. Örneğin Latincedeki bilimlere gelen “-loji” eki, gerçekte mantık anlamına gelen “logic” sözcüğünün ekleşmesiyle olmuştur. Ancak diğer dillerde bu durum Türkçeye göre çok daha sınırlıdır. Türkçede eklerin genel oluşumu bu biçimdedir. Ancak tüm eklerin kökenlemesi daha tam olarak yapılabilmiş değildir.

Türkçe sözcüklerin iki bileşeni olan kökler ve eklerin oluşum ve yapıları, Türkçenin matematiksel yapısını göstermektedir. Aynı zamanda çok eski ve temel seslere dayalı olduğunu, başka bir dilden değil, toplumun özünden kaynaklandığını da göstermektedir. Bu özellikleri üst üste eklendiğinde; duruluğa, usa ve uyuma sahip olduğu görülebilir. Türkçe, Türk anlağının bir ürünüdür.





Diğer Yazılar

 
Özlü Söz:
Adalet topaldır, ağır ağır yürür, fakat gideceği yere er geç varır. - (Mirabeau)
Mustafa Kemal ATATÜRK diyor ki:
Medeni ve çağdaş bir toplumun bilim ve kültür yolunda yalnız bu kadarla yetinemeyeceği şüphesizdir.


© Özlük Hakkı/Copyright 2003 Hasan Şahin KIZILCIK
Öneri: 1024x768 ve üstü