Dil Çalışmalarım

Ana Sayfa >>

Kişisel Bilgiler >>
    Özgeçmiş
    Bilimsel Yayınlar
    Atıflar
    Tasarılar (Projeler)
    Bilimsel Sunuştaylar
    Yönetilen Tezler
    Dersler
    Görevler
    Diğer Yayınlar
    Dil Çalışmalarım
    İletişim

Fizik/Fizik Eğitimi >>
    Fizik Deneyleri
    Kavram Yanılgıları
    Bilimciler
    Nobel Fizik Ödülleri
    Öğeler Çizelgesi
    Biliyor Muydunuz?

Duyurular >>

Diğer >>
    Bilgisayar
    Bilgi Yarışması
    Sormacalar
    Yararlı Bilgiler
    Güncel Bilgiler



Dil Yazılarım

DİLE ÖNCEDEN GİREN YABANCI SÖZLER KALSIN MI? - 18.04.2016
Dr. Hasan Şahin KIZILCIK

"Dile giren yabancı sözler girmiş nasıl olsa, onlar kalsın. Yeni girecek olanlara engel olalım, yeter." diyen bir görüş var. Oldukça yanlış bir düşüncedir. Neden mi? Açıklayalım...

"Çöp ev" kavramını duymuşsunuzdur. Biriktirme saplantılı kişilerin evleri, bir süre sonra nesne yığınlarıyla kaplanır ve artık kıpırdanamaz, yaşanamaz olurlar. İşte o evlere "çöp ev" denir. Siz hiç "Şimdiye dek biriktirdiğimiz yığınlar kalsın, bundan sonra yenilerini almayalım. Kendi kendine ev düzene girer" diyeni gördünüz mü? Bunu ancak biriktirme saplantılı biri söyleyebilir. Sağlıklı biri değil... Dilimiz de yabancı sözcüklerin oluşturduğu yığınlar altında bir çöplüğe dönüşmüşken, dil devrimi ile büyük oranda çöplerden kurtulmuştur. Ancak kalan çöpler, azımsanmayacak ölçüdedir ve yine de düzeni bozmaktadır. Neden yabancı sözler çöpe benzer? Çünkü dilin yapısına, ses uyumuna, sözcük türetme kurallarına, ek-kök ilişkisine, kısacası o dilin tüm özelliklerine aykırıdırlar. Bu yüzden bir düzen içindeki dilde aykırılıklar olarak çöp gibidirler. Eğer bu çöplerden kurtulmazsak, durum daha bile kötüleşebilir. Nasıl mı? Şöyle:

Bu savları ileri sürenlerin bilerek veya bilmeyerek görmezden geldiği birkaç konu var. Öncelikle şunu bilmek gerekir: Bir dildeki yabancı sözcükler, olduğu yerde kalmıyor. Diğer yabancı sözcüklerin girmesini kolaylaştırdığı gibi, var olan Türkçe sözcüklerin de yerini almaya başlıyor anlam genişlemeleriyle. Demeli, çöpler kokmaya başlıyor ve çevresini de çürütüyor. Öyle ki, örneğin, "alem" sözü dilimize ilk girdiğinde yalnızca "evren" anlamına gelirken, sonradan 7 farklı anlama bürünmüş, "eğlence" anlamından tutun da "yeryüzü" anlamına dek türlü anlamlara gelir olmuştur. Benzer biçimde, dilimize yakın zamanda giren "fenomen" sözcüğü, başlangıçta yalnızca "olgu" anlamına gelirken, günümüzde "olay, olgu, görüngü, çarpıcı ve önemli kişi, ilk örnek, ünlü, çığır açan" vb. gibi birçok anlamda kullanılır olmuştur. Bu tür yabancılıklar, Türkçe olan birçok sözcüğün yerine kullanılmaya başlanır ve böylece dildeki Türkçe sözcüklerin unutulma olasılığını doğurur. Nitekim, dilimizde öyle güzel sözcükler yabancı sözler yüzünden bir bir unutulmuştur ki, yürek sızlatır...

İkinci olarak, var olan yabancılığı korumanın bir çıkmazı daha vardır: En iyi olasılıkla yerinde saymak... Bu anlayış, dili özleşme yolunda ileriye götürmeyeceği gibi, yerinde saymasına neden olur. O da en iyi olasılıkla... Çünkü yenilgiyi içselleştirmek demek olan bu durum, en iyi olasılıkla dile girmiş olan yabancı sözcük sayısının hiç değişmemesi anlamına gelir ki, bir dil için bu da sorundur. Gözden kaçan veya o anda karşılığı bulunamamış olan yabancılıkların da tek tük, demeli az da olsa girmesi durumunda, yine yabancı sözcük sayısı artacaktır. Bu durum, kuramsal olarak dildeki yabancılıkların sayı bakımından sürekli olarak aratacağı anlamına gelir ki, bu bir dili kurtarma değil, batırma yolu olabilir ancak. Bu durum, ilk olarak sözünü ettiğimiz "anlam genişlemesi" konusuyla da birleştiğinde, dili sinsice yozlaştıran bir düzeneğe dönüşecektir.

Atatürk bu gerçeği görmüş olacak ki, dil devrimini yalnızca yeni yabancılıklara karşı değil, eski yabancılıklara karşı da başlatmıştır. Ancak sanki hiç öyle yapmamış gibi düşünenler var ne yazık ki. Dil devrimini çarpıtmaya çalışanların en sık başvurduğu savlardan biridir bu. Oysa Atatürk de bu düşüncede olsaydı, "var olan kalsın, yeni girecek olanlara engel olalım" deseydi dil devrimini geriye dönük olarak başlatmazdı. Var olanları tutar, yeni girecek olanları engellerdi. Ancak öyle yapmamıştır. Tersine, dilimizdeki tüm yabancılıklara saldırmış, bir bir yerine Türkçelerini yerleştirmeye çaba göstermiştir. Kimisini süreve bırakmış, kimisine de yaşam süresi yetmemiştir. Ancak elinden geldiği kadar özleştirme yapmış, kendisinden sonra da bu işi yapması için TDK'yi kurmuştur. Nitelim, 1980'e değin TDK bu işi olması gerektiği gibi yapmıştır. Ancak günümüzde işlevini yitirmiştir. Atatürk'ün kaldığı yerden bu işi sürdürmek ise bize, Türk ulusuna düşer.





Diğer Yazılar

 
Özlü Söz:
Bir tek kişiye yapılmış haksızlık, bütün topluma yönelmiş bir tehdittir. - (Montesquieu)
Mustafa Kemal ATATÜRK diyor ki:
Bu millet ve memleket ilme, irfana çok muhtaç; tahsil yapmış,diploma almış gelmiş olanları korumak kadar doğal ve lüzumlu bir şeyolmaktan başka, parti parti eğitim ve öğretim görmek için ilim ve fenalmak için Avrupa'ya, Amerika'ya ve her tarafa çocuklarımızı göndermeyemecburuz ve göndereceğiz. İlim ve fen ve ihtisas nerede varsa, sanatnerede varsa gidip, öğrenmeye mecburuz. Bu nedenle artık himaye çokzayıf kalır. Bunun yerine mecburiyet geçerli olur. (1923)


© Özlük Hakkı/Copyright 2003 Hasan Şahin KIZILCIK
Öneri: 1024x768 ve üstü