Dil Çalışmalarım

Ana Sayfa >>

Kişisel Bilgiler >>
    Özgeçmiş
    Bilimsel Yayınlar
    Atıflar
    Tasarılar (Projeler)
    Bilimsel Sunuştaylar
    Yönetilen Tezler
    Dersler
    Görevler
    Diğer Yayınlar
    Dil Çalışmalarım
    İletişim

Fizik/Fizik Eğitimi >>
    Fizik Deneyleri
    Kavram Yanılgıları
    Bilimciler
    Nobel Fizik Ödülleri
    Öğeler Çizelgesi
    Biliyor Muydunuz?

Duyurular >>

Diğer >>
    Bilgisayar
    Bilgi Yarışması
    Sormacalar
    Yararlı Bilgiler
    Güncel Bilgiler



Dil Yazılarım

ULUSÇULUK VE ÖZLEŞME - 15.02.2016
Dr. Hasan Şahin KIZILCIK

Her konuda ulusçu (milliyetçi) geçinen kimi kişiler, konu dile gelince birden Osmanlıca, Aruz ölçüsü ve Divan yazını tutkunu oluveriyor, ulusçu olduklarını unutuveriyorlar. Neden dersiniz? Yanıtı çok açık...

Ulusçuluğu besleyen önemli iki unsur vardır. Dil bilinci ve geçmişbilim (tarih) bilinci... Dolayısıyla ulusçu biri geçmişbilim (tarih) sever. Çoğu ulusçu, geçmişbilim okuyarak ulusçu olur. Geçmişbilimi okudukça, ulusuna sevgisi artar. Dolayısıyla geçmişiyle onur duymak da ister. Bu yüzden atalarının yanlış yaptığını kabullenmek istemez. Bu da onu atalarının her yaptığını mantığa büründürmeye zorlar. Burada karşımıza çıkan en büyük sorunlardan biri, Türk geçmişi ile ilgili kaynaklarının büyük çoğunluğunun Osmanlının üst tabakası ile ilgili olmasıdır. Gerçekte bu sorun değildir. Çünkü Osmanlıdan geliyoruz. Ancak Osmanlının yalnızca saray çevresi ve üst tabakası ile ilgili bilgileri okuyanlar, onların dil ve kültür konusunda yaptığı yozlaşmayı gördüklerinde, bunu mantığa uydururlar. Atalarının yaptığının doğru olduğuna kendini ikna ederler. Bu da onları her konuda olan ulusçu kimliklerini dile yansıtmalarına engel olur. Çünkü dilde özleşme, Osmanlı saraylarında kullanılan dilin yanlış olduğunu kabul etmek anlamına gelir.

Ülkemizdeki ulusçuların büyük bölümü, belki de "ümmet" ile kökteş olan "millet" sözcüğünü sıkça kullandıkları için, ulus ve inanç kavramlarını ayıramamıştır. Ulusçuluğu bilimsel bir etkiyle değil, duygusal bir etkiyle, korumacılıkla (muhafazakarlıkla) oluşturmuşlardır. Bu yüzden Fransız devrimi sonrası bilimsel kökleri tüm yeryüzünde oturmuş olan ulusçuluğu bilimsel olarak değil, geleneksel ve duygusal bir yurt sevgisiyle ele alırlar. Us ile değil, duyguyla ilerlerler. Bu da inanç ve ulus kavramlarını ayırmalarını engeller. Yurtseverliği ulusçulukla karıştırırlar. Yalnızca yurtsever oldukları gerçeğini algılayamazlar. "Milliyetçiyiz" derler.

Ulus ile inancı ayıramamış olmak, dile nasıl etki eder? Şöyle: Herhangi bir soyut kavram, o kavramın simgeleştirildiği nesne ile ele alınır. Sürev içinde kavramın soyut anlamları, nesneye yüklenir. Nesnenin gücü, kavramı aşmaya başlar. O nesne artık o soyut kavramın önüne geçmiştir. Artık nesne soyut kavramın içini boşaltmıştır.

Bu durumu kutsal metinlere uyarlarsak... Kutsal olan, metinlerin anlamıdır. Ancak bir süre sonra metnin yazıldığı kağıt, mürekkep, dil, yazı, cilt, vb. kutsal görülmeye başlanır. Artık Kuran beti (sayfası), bir kağıt olmaktan çıkmış, kutsal bir nesne olmuştur. Dolayısıyla o bette yazılan anlam gibi, o yazının dili de kutsallaşır. Arapça (ve nedense Farsça) etkisini kaldırmaya, bu dillerden dilimize giren sözcüklere karşı olmaya başladığınızda, sanki onların inancına da karşı olduğunuza inanırlar. Oysa sorun, Arapça ile inançlarını ayrı göremiyor olmalarıdır. Çünkü bin yıldır, Kuran Arapça yazıldığı için Arapça kutsallaştırılmış ve Arapçadaki her sözcüğün Tanrısal özellik taşıdığına inanılmıştır. Oysa Arapça da diğer diller gibi bir dildir. Kutsal değildir. Kuran'ın ilk olarak Arapça yazılmış olması, o dili kutsallaştırmaz. Kuran'ın kendisi ve içindeki anlamlardır kutsal olan. Bu durum, inancın nesneleştirilmesi, biçimsel ve yüzeysel ele alınmasının bir ürünüdür.

İşte bu nedenlerden kimi ulusçu kişiler bile her konuda ulusunun çıkarlarını savunabilirken, söz konusu dil olunca yan çizmekteler. Oysa ulusçuluk dille başlar. Bir ulusun ekini (kültürü), geçmişi (tarihi), birikimi, gelenekleri dille aktarılır ve dille yoğurulur. Dil yoksa, ulus da yoktur. Diliniz karma olursa, ulusunuz da, ekininiz de, bilinciniz de karma olur.





Diğer Yazılar

 
Özlü Söz:
Bir kadın kısık sesle konuşuyorsa bir şey istiyor demektir. Sesini yükseltiyorsa bilin ki istediğini elde edememiştir. - (Atasözü)
Mustafa Kemal ATATÜRK diyor ki:
Dünyada medeni olmak, ilerlemek ve olgunlaşmak isteyen herhangibir milletmutlaka heykel yapacak ve heykeltıraş yetiştirecektir.


© Özlük Hakkı/Copyright 2003 Hasan Şahin KIZILCIK
Öneri: 1024x768 ve üstü