Dil Çalışmalarım

Ana Sayfa >>

Kişisel Bilgiler >>
    Özgeçmiş
    Bilimsel Yayınlar
    Atıflar
    Tasarılar (Projeler)
    Bilimsel Sunuştaylar
    Yönetilen Tezler
    Dersler
    Görevler
    Diğer Yayınlar
    Dil Çalışmalarım
    İletişim

Fizik/Fizik Eğitimi >>
    Fizik Deneyleri
    Kavram Yanılgıları
    Bilimciler
    Nobel Fizik Ödülleri
    Öğeler Çizelgesi
    Biliyor Muydunuz?

Duyurular >>

Diğer >>
    Bilgisayar
    Bilgi Yarışması
    Sormacalar
    Yararlı Bilgiler
    Güncel Bilgiler



Dil Yazılarım

BİRLEŞİK SÖZCÜKLERLE İLGİLİ SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİSİ - 16.08.2014
Dr. Hasan Şahin KIZILCIK

Her dilde olduğu gibi Türkçemizde de birleşik sözcükler bulunmaktadır. Türk Dil Kurumu, birleşik sözcüğü kendi Genel Ağ sitesinde tanımlarken, "Belirtisiz isim tamlamaları, sıfat tamlamaları, isnat grupları, birleşik fiiller, ikilemeler, kısaltma grupları ve kalıplaşmış çekimli fiillerden oluşan ifadeler yeni bir kavramı karşıladıklarında birleşik kelime olurlar." ifadesini kullanmıştır. Daha sonra da bunları "bitişik yazılanlar" ve "ayrı yazılanlar" diye ayırma gereği duymuştur.

Burada TDK iki ayrı yanlış yapmaktadır. İlki kendi koyduğu ve Genel Ağ sitesinden yayınladığı bitişik yazma kurallarını kendisinin bozmakta oluşudur. Diğeri ise kavramsal bir yanlıştır. Önce kavramsal yanlış ile başlayalım.

Kavramsal Yanlış

Kavramsal açıdan TDK'nin tanımında geçen ad veya sıfat tamlamaları, ikilemeler ve benzeri biçimde ayrı yazılan söz öbekleri birer sözcük değil; sözcük öbekleridir. Çünkü ayrı yazılmaktadırlar ve birden çok sözcükten oluşurlar. Oysa bitişik yazılanlar için bu söz konusu değildir. Bitişik yazıldıkları için artık ayrı ayrı sözcükler değildirler, bir sözcük olmuşlardır. Bu nedenle ayrı yazılanlara "birleşik sözcük" adını vermek kavramsal bir yanlış değil midir? Türkçede "birleşik" sözcüğü, "birleş-" eyleminden gelir. Yani birden çok öğenin bir araya gelip yeni bir yapı oluşturmasını, "bir" olmasını anlatır. Ayrı yazılan sözcükler bir olmamışlardır. Hala ayrıdırlar. Birleşik sözcüğün kavramsal olarak birlikte yazılması gerekir. Ayrı yazılan söz öbeklerine birleşik sözcük denemez. Anlam olarak bir olmuşlarsa da yapı olarak hala ayrıdırlar.

TDK'nin tanımında "yeni bir kavramı karşılama" vurgusu vardır. Burada bir soru gündeme gelmektedir: "Eğer söz yeni bir kavramı karşılıyorsa neden ayrı yazılmaktadır?" Ayrı yazılmasını gerektiren durum nedir? Örneğin; TDK'nin yayınladığı yazım kılavuzuna göre "doğum günü" sözü birleşik sözcüktür ve ayrı yazılmaktadır. Burada "doğum günü" insanın doğduğu günü değil, doğduğu günün yıldönümünü anlatır. Terimsel olarak yeni bir anlamdadır. Ancak burada da bir sorun oluşmaktadır: "Eğer kişi gerçekten doğduğu günden söz ediyorsa ne demelidir?" Bu iki anlamı ayırmak bu durumda olanaksızdır. Örneğin; bir kişi "Selçuk, doğum gününde çok heyecanlıydı" dediğinde ne demek ister? Selçuk, eşi doğum yapmakta olduğundan ötürü heyecanlı olan bir baba adayı mıdır, yoksa kendi doğum günü kutlaması nedeniyle heyecanlanan biri midir? Bu ayrımı yapmak için yeni kavram bildiren durumlarda bitişik yazmak gerekir. Böylece bu sorun çözülebilir. Şöyle ki; "doğum günü" yazdığımızda, çocuğun dünyaya geldiği günü anlatırız. Ancak "doğumgünü" yazdığımızda, doğduğunuz günün yıldönümünü kastetmiş oluruz, doğduğunuz günü değil. Bu ayrım, "bu gün" ve "bugün" ayrımı veya "bir takım" ve "birtakım" ayrımı gibidir. Nasıl ki; "bir takım" yazıldığında takımın sayısı, "birtakım" dendiğinde ise "kimi, bazı" anlamları veriliyorsa, burada da benzer bir ayrım yapılmalıdır.

Kural Yanlışı

TDK bitişik ve ayrı yazılan sözler konusunda son derece tutarsız davranmaktadır. Kendi koyduğu kuralların belirli bir mantığı olmaması bir yana, o kurallara da uymamaktadır. Bu uymayışını da ek kurallar koyarak aklamaya çalışmaktadır. Bu durumu örnekler vererek açıklamak yerinde olacaktır.

TDK, söz konusu kurallar dizelgesinde, üçüncü sırada ana kural niteliğinde bir kural koymuştur: "Kelimelerden her ikisi veya ikincisi, birleşme sırasında anlam değişmesine uğradığında bu tür birleşik kelimeler bitişik yazılır." Bu kural dışında ses olayına uğrama, özel adlar gibi durumları açıklamıştır. Bu ana kuraldan, sözcüklerden yalnızca ilki anlam değişimine uğradığında veya her iki sözcük de anlam değişimine uğramadığında bitişik yazılmadığı sonucu çıkarılabilir. Öyleyse "Yazım Kılavuzu"nda yer alan ve bu kurala uymayan örnekleri açıklamak gerekir.

Yeni birer kavram olarak unvan veya meslek adı oluşturan; cumhurbaşkanı, başbakan, başyazar, başhekim, başçavuş, milletvekili gibi sözcükler bitişik yazılmaktadır. Bu birleşik sözcükleri oluşturan sözcüklerin her ikisi veya ikincisi kuralda belirtildiği gibi anlam kaymasına uğramamıştır. Buna karşılık; yine yeni birer kavram olarak unvan veya meslek adı oluşturan; bilim adamı, iş adamı, din adamı, genel başkan, sınıf başkanı, genel müdür gibi birçok söz öbeği ayrı yazılmaktadır. İlk örnekler birer unvan veya meslek ise, ikinci verilen örnekler de öyledir. Cumhurbaşkanı, cumhurun başkanıdır. Başhekim, hekimlerin başıdır. Milletvekili, milletin vekilidir. Bilim adamı, bilimi meslek edinmiş adamdır. Anlam değişimine uğrama hiçbirinde yoktur. Hatta ikinci verilen örnekler, ilk verilen örneklere göre daha çok anlam değişimine eğilim içerir.

Burada TDK, açıklama olarak "gelenekselleşme" veya "kanunda yer alma" gibi durumları 14. ve 21. maddelerde belirtilmiştir. Bunun anlamı şudur: Dilin kurallarını yasalara veya geleneklere tercih etme... Bu bilimsel bir açıklama değildir. Genelkurmay, başbakan, başkent, içişleri, açıköğretim, yükseköğretim, başsavcı gibi sözcüklerin verilen kuralların hiçbirine uymamasına karşın bitişik yazmayı yasalara veya geleneklere dayandırmak, buna karşın benzer kavramları ayrı yazmak kuralsızlıktır. Bu durum, tek tek sözcüklerin hangilerinin bitişik, hangilerinin ayrı yazılacağını ezberlemeyi gerektirir. Kısacası TDK, kendi koyduğu ana kurala uymadığını bildiği yapıları ayrı birer kural olarak listelemiştir. Bu da sorunu; işin içinde çıkılmaz, ezberlemeyi gerektiren bir duruma sokmaktadır. Oysa TDK bu sorunu çok daha kolay bir yolla çözebilirdi.

Çözüm Önerisi

Bu her iki sorunun da bir çözümü vardır. Birleşik sözcük kavramını yeniden tanımlamak gerekmektedir. "Birleşik sözcükler, anlamları farklılaşmış birden çok sözcüğün bitişik yazılmasıyla ve bir olmasıyla oluşan yapılardır." denmelidir. Bu durumda anlamı farklılaşmış, yeni bir terimi veya kavramı anlatan her söz öbeği bitişik yazılacaktır. Anlam olarak bir olanı, yapı olarak da bir hale getirmek gerekir. Örneğin "bilim adamı" değil, "bilimadamı" veya "doğum günü" değil, "doğumgünü" yazılacaktır. Bu durumda istisna olarak verilen başköşe, açıköğretim, ilkokul gibi sözcükler de istisna olmaktan çıkar. Ayrı birer kavramı tanımladıkları için artık bitişik yazılmaları doğal olur.





Diğer Yazılar

 
Özlü Söz:
Ensest ilişki, insanın içinde uyuyan bir yaratıktır. Ve bu yaratık hiçbir zaman uyanmaz. Ancak bazen, uyurken, çok şiddetli horlayabilir. - (Sigmund Freud)
Mustafa Kemal ATATÜRK diyor ki:
Adliyemizin emin olduğumuz yüksek gücü sayesindedir ki, Cumhuriyet, kaçınılmaz gelişimi izleyebilecek ve türlü şekil ve türdeki saldırısına karşı vatandaşın hukukunu ve ülkenin düzenini koruyabilecektir. (1930,TBMM)


© Özlük Hakkı/Copyright 2003 Hasan Şahin KIZILCIK
Öneri: 1024x768 ve üstü