Dil Çalışmalarım

Ana Sayfa >>

Kişisel Bilgiler >>
    Özgeçmiş
    Bilimsel Yayınlar
    Atıflar
    Tasarılar (Projeler)
    Bilimsel Sunuştaylar
    Yönetilen Tezler
    Dersler
    Görevler
    Diğer Yayınlar
    Dil Çalışmalarım
    İletişim

Fizik/Fizik Eğitimi >>
    Fizik Deneyleri
    Nobel Fizik Ödülleri
    Öğeler Çizelgesi
    Biliyor Muydunuz?

Duyurular >>

Diğer >>
    Bilgisayar
    Bilgi Yarışması
    Sormacalar
    Yararlı Bilgiler
    Güncel Bilgiler



Dil Yazılarım

TÜRKÇENİN LATİNCEYE ETKİSİ ÜZERİNE: SORU ADILLARI ÖRNEĞİ - 25.05.2014
Dr. Hasan Şahin KIZILCIK

Türkçenin kökeni olan eski Altaycada soru adılı olarak kullanılan bir “ka” sözcüğü vardı. Bu sözcük halen Japoncada soru ilgeci olarak (bizdeki "mi" gibi) olduğu gibi “ka” biçiminde kullanılmaktadır. Bu “ka” sözü, Türkçede de birçok soru adılının türemesinde köken olmuştur. Türkiye Türkçesinin yerel ağızlarında ve Azerbaycan Türkçesinde “q” sesi ile karşılanan “kalın k” sesleri kimi kez katun > hatun örneğindeki gibi h'ye dönüşmüştür. Bu dönüşümü ve diğer bazı ses olaylarını göz önüne alarak, kimi soru adıllarımızın “ka” sözünden geldiği görülebilir. Örneğin; kaçan (ne zaman), kaç, kangı (hangi), kanı (hani), kem (kim), kalı (nasıl), kayın (nasıl), kanda (nerede), kara (nereye, > haraya)… vb. Eski Uygur kaynaklarında ise, “kaç: ne kadar, kaç; kaç kata: çok kez, genellikle; kaçan: ne zaman, kaçang: o kadar, kaç kez; kayu: hangi, hangisi” anlamlarında kullanılırdı.

Altay dillerinde yaygın ve ortak olan “ne?” soru adılının eski Türkçede “ny” damgası ile yazılıyor olması, eski Türkçede n sesi ile sözcük başlamaması kuralını yanlışlamamakta. Diğer yandan bu adıl, Moğolca gibi dillerde de görülmektedir. Moğolcada Altayca kökte “nyu” (uzun u sesi ile) biçiminde olan “ne” sözcüğündeki “n” sesi düşmüş ve günümüzde “yuu” biçimini almıştır. Türkçede ise “y” sesi düşmüş ve değişerek “ne” biçimine ulaşmıştır. Hem Moğolca hem de Türkçede bulunan, Altay dil ailesinde yaygın olarak kullanılan Türkçedeki soru adılı “ne”, Latinceye de aynı görev ve aynı biçimde geçmiştir. Türkçede olduğu gibi “ni” biçimi de vardır ve "negü" gibi türevlerine de rastlanır. “ni-tek, ni-tek-im” gibi sözcüklerde olduğu biçimde, aynı “ne” sözcüğü Latincede de “gibi” veya “olumsuzluk” anlamı sağlamak için de kullanılır.

Latincede "ne" sözcüğü eylemlerin sonuna gelerek ve ek gibi kullanılarak;
“venisti-ne: geldin mi?”, “vidisti-ne: gördün mü?”, “vidit-ne: gördü mü?”
gibi soru anlamı vermek için kullanıldığını da belirtmiştir. Olumsuzluk anlamı vermek için
“ne veniat: gelmesin”, ve Türkçede olduğu gibi ikilenmesiyle, “neque venit neque me vidit: ne geldi ne beni gördü / gelmedi, beni görmedi”
biçiminde kullanılmaktadır.

Ana Altaycadan gelen ve Orhun ve Uygur lehçelerinde kullanılan soru adılı olarak geçen “ka” sözcüğü Latinceye “ku > qu” olarak geçmiştir, Latincedeki quis (kim), quid (ne), qualis (nasıl), quando (ne zaman, nerede), quot (kaç, ne kadar) sözcükleri ile ilişkilendirmektedir. Örnek: quo vadis: nereye gideyim?

Bu soru adılları ve daha başka birçok Türkçe kökenli sözcük diğer Avrupa dillerine de Latince üzerinden geçmiştir. İngilizcedeki "who, where, which, what" gibi "wh" ile başlayan soru adılları ile Latincedeki "qu" arasında ilişki vardır. İngilizce kökenbilim sözlükleri, bu yapının Latincedeki "qu" (kwu > kwo > hwo > who) yapısından geldiğini söyler.

Kaynak: Prof. Dr. Vecihe Hatiboğlu





Diğer Yazılar

 
Özlü Söz:
Dünyanın en güç işi bir şeyin nasıl yapılacağını bilirken, başka birinin nasıl yapamadığını ses çıkarmadan seyretmektir. - (T. H. White)
Mustafa Kemal ATATÜRK diyor ki:
? Doğa, birşey vermez, herşey kazanmak lazımdır. Kazanmanın yolları hangileridir? Tip olarak en ilkel, çıplak ve herşeyden yoksun bir insanı ele alalım. Bu türlü bir insan içi mirastan söz edemeyiz. Çünkü aldığımız örnek, ailesiz, sabit meskensiz ilkel bir insandır. Bu noktada kazanmanın doğal kanunlarını arayacak olursak, yalnız tek bir esas görülür: Çalışmak. Bundan başka çare yoktur. İnsan, doğal olarak, kişiliğine sahiptir. Bu özellik, insanı bütün dünyaya sahip kılabilir. Yani, insan, zekası, san'atı, iradesi sayesinde, bütün unsurları kontrolü altına alabilir. Bu, bize, çalışmanın yüksek kıymetini, ahlaki özelliğini ve herşeyden kutsal olan bir hakkı, çalışmak hakkını gösterir. Çalışma, insanların bedensel kuvvetlerini geliştirir ve hayat için şart olan şeyleri sağlar. Çalışmaksızın, fikri gelişme ve ahlaki olgunlaşma da mümkün değildir. "Tembellik, bütün kötülüklerin anasıdır."


© Özlük Hakkı/Copyright 2003 Hasan Şahin KIZILCIK
Öneri: 1024x768 ve üstü