Dil Çalışmalarım

Ana Sayfa >>

Kişisel Bilgiler >>
    Özgeçmiş
    Bilimsel Yayınlar
    Atıflar
    Tasarılar (Projeler)
    Bilimsel Sunuştaylar
    Yönetilen Tezler
    Dersler
    Görevler
    Diğer Yayınlar
    Dil Çalışmalarım
    İletişim

Fizik/Fizik Eğitimi >>
    Fizik Deneyleri
    Kavram Yanılgıları
    Bilimciler
    Nobel Fizik Ödülleri
    Öğeler Çizelgesi
    Biliyor Muydunuz?

Duyurular >>

Diğer >>
    Bilgisayar
    Bilgi Yarışması
    Sormacalar
    Yararlı Bilgiler
    Güncel Bilgiler



Dil Yazılarım

BAŞKA DİLLER YABANCI SÖZCÜK ALIYOR, BİZ NEDEN ALMAMALIYIZ? - 21.10.2013
Dr. Hasan Şahin KIZILCIK

Bize sıkça yinelenen bir sav var. Şöyle: "Fransızca, İngilizce gibi diller de başka dillerden bol bol sözcük almıştır. Onlar başka dillerden dillerine giren sözcüklerden rahatsız olmuyor. Biz neden oluyoruz?" Yanıtlayalım...

Fransızca ve İngilizce gibi diller birbirlerinden ve Latince gibi yine batı dillerinden yoğun biçimde sözcükler almışlardır. Demeli, dillerine giren yad sözcükler yine aynı dil ailesindendir. Yapı bakımından benzerlik göstermektedir. Ayrıca batı dillerinde sözcük türetme biçimi üç aşağı beş yukarı aynıdır. Bu yüzden başka dilden kök de alsalar, türemiş sözcük de alsalar kolaylıkla kendi dillerine uyarlayabilmektedirler. Ek olarak; İngilizce gibi dillerin kendine ait sözcük türetme kuralı da yoktur. Bu kuralları bile Latince gibi dillerden almışlardır. Bizim aldığımız yad sözcükler, aynı dil ailesinden değildir. Türkçe Altay dillerinden... Ancak yoğun biçimde sözcük aldığımız Arapça Sami dillerinden, Farsça ve Fransızca Hint-Avrupa dillerinden... Bu sözcüklerin ne kökleri bizimle ortak, ne de sözcük türetme yapısı benzer.

Yapıları benzer ve kökenleri ortak olmasına karşın batı dilleri de başka dillerden gelen sözcüklerden oransal olarak gocunmaktadır. Örneğin; İngilizcede 1899'da ortaya atılan "sinema" sözcüğü, Yunancadaki devinmek anlamındaki "kinemat" eyleminden gelir. Latince üzerinden Fransızcaya geçen bu kökten türeyen sinema sözcüğü, Fransızcadan İngilizceye geçmiştir. Bildiğiniz gibi, Fransız Lumiere kardeşlerin devinen görüntülerden ortaya çıkardığı bu yeniliğe Fransızca ad vermesi doğaldı. ABD'de de önce Fransızcadan gelen "cinema" adı ile tanındı. Öyle ki, sessiz filmlerin yapıldığı ilk dönemlerde film içindeki yazılar bile Fransızca idi. Ancak ABD'liler bu durumu çabuk atlatmış ve ilk kez 1912'de Fransızcadan gelen "cinema" sözcüğü yerine İngilizcede devinmek anlamına gelen "move" eyleminden "movie" sözcüğünü türetmiş ve kullanmaya başlamıştır. Bu süreçte, sessiz filmlerin yazıları da sürev içinde İngilizceye dönmüştür. Bu süreçte cinema sözcüğünün, bir süre yalnızca "sinema salonu" anlamında kullanılması sürse de, sonradan "movie theater" sözüyle onun da kullanımını azaltmışlardır. Oysa biz, sinema sözcüğü için bir türetimde bulunup, kavramı kendi dilimizdeki bir sözcükle karşılamayı nedense denemedik bile.

Türkçeyi başka dillerle karıştırmamak gerekir. Tüm Türkçe, kök-ek ilişkisi üzerine kurulmuştur. Bu yapıyı bozarsanız, Türkçe diye bir dil kalmaz. Yad sözcükler bu yapıyı bozmaktadır. Türkçe bugüne değin gelebilmişse, bu Kaşgarlı gibi kişilerin bireysel çabaları ve Türkçenin özellikle eylemler açısından çok varsıl ve güçlü bir dil olmasından ileri gelmektedir. İngilizcenin yaşı bin yılı geçmez. Türkçe ile karşılaştırılamaz bile... Prof. Dr. Osman Nedim Tuna, Türkçenin yaşını yaklaşık dokuz bin yıl olarak belirlemiştir. Böylesine eski, köklü, güçlü ve varsıl bir dilin yad sözcüklere gereksinimi yoktur.





Diğer Yazılar

 
Özlü Söz:
Şunu iyi bil ki safları yaran, her şeyi yenen aslanla savaşmak kolaydır; gerçek kahraman odur ki önce kendi nefsini yener. - (Mevlana Celaleddin Rumi)
Mustafa Kemal ATATÜRK diyor ki:
Din gereği olan örtünmek, kısacaaçıklamak gerekirse, denebilir ki, kadınlara külfet yaratmayacak veterbiyeye aykırı olmayacak şekilde basit olmalıdır. Örtünme şeklikadını hayatından, varlığından ayıracak bir şekilde olmamalıdır. (1923)


© Özlük Hakkı/Copyright 2003 Hasan Şahin KIZILCIK
Öneri: 1024x768 ve üstü